29 Aralık 2014 Pazartesi

Beklemek...

 

 Merhabalar sevgili okurlarım. İyi akşamlar,günaydınlar ya da sincaplar kadar sevimli,jelibonlar kadar tatlı günler. Nasılsınız bugün bakalım? Havalarda iyice bozdu mesela bu yazıyı yazdığım şu anda dışarıda çok tatlı bir kar yağıyor. Hava da güzel bir sıcak var ancak kar çiselemeye devam ediyor ki hasta olmasam dışarı çıkıp dolaşabilirdim. Siz yapabiliyorsanız çıkın ancak hasta olmayın biricik okurlarım.
   Birkaç saattir dinlediğim şarkıların etkisinde mi kaldım bilemiyorum ama bir efkar geldi üzerime. Aldım kahvemi,açtım camı,yaktım bir sigara boş boş dışarıyı izliyorum. Bir an durdum. Bir şeyi bekliyor gibi bir halim vardı. Baya bir kafa patlattım ve farkettim ki gerçekten bir şeyi bekliyorum ama neyi. Düşündükçe kahve bitti,o bittikçe ben doldurdum.Kahve doldukça sigaram sönmedi...
   Bunun böyle gitmeyeceğini anlayınca yapabileceğim en iyi şeyin sizlerle dertleşmek olduğunu farkettim. Konuşasım var ama konuşmak istediğim biri yok. Çok garip bir olay gerçi insanlığın kendisi azıcık garip ama bu konuya girersek çıkamayız diye korkuyorum.
   Bende sizinle dertleşmek için burada bulunuyorum. Üst kısımda yazdığı ve biraz önce anlattığım gibi beklemek diye bir zaman kavramından dertleşelim istedim. Bu kelime o kadar derin anlamlar içeriyor ki. Zaman,duygu,düşünce... bu kadar çok anlamı bir seferde karşılayan cesur ama bir o kadar insanın içini acıtan bir kelime. Şimdi diceksiniz ki "olum hayırdır bu ne dert varsa bir şey gel bi konuşak". Dert yok da bazen içine bir kurt düşer ya heeeh ondan düştü içime.
   Durduk yere bu havada dışarıya bakarken bir şeyleri beklediğimi farkettim. Peki insan ne bekler? Neden bekler ki? Bu beklenen şey gelir mi ya da gerçekleşir mi,artık düşünce her neyse olur mu diye neden bekleriz ki..
   "İnsan düşünen bir hayvandır" der Aristoteles. Bazen düşünmeyen bireyler olsak diye düşünüyorum. En azından gereksiz şeyleri,dertleri,kederleri düşünmeyelim olmaz mı? Neyse konumuzdan sapmadan neden bekleriz diye konuşalım. Bizler düşünün bireyleriz ve belirli beklentilerimiz fikirlerimiz var bundan dolayı bekleriz diye düşünüyorum. Bazen bu beklentiler bizi üzer,kırar bazen sevinçten ağlatacak kıvama geliriz.
   Her şeyin iyi yönüne bakıp mutlu olma taraftarı biriyim ancak bazen birazcık mutsuzlukta gerekli. Yoksa nasıl anlaşılır mutluluğun,huzurun,sevincin değeri dimi sevgili dostlarım.
   Sizinde başınızı çok ağrıtmadan sözün kısası beklenecek şeylere dikkat edin.Bazı şeyleri inançla beklemek hem sizi hemde çevrenizi üzer. Bu konuda çok sevdiğim bir söz var sizinlede paylaşıp yazıma son veriyorum canlarım benim.

"Bazen olmayışını sev...

Olmuyorsa olurunun getirilerini göremezsin. olmamıştır ve hayırlısı belki de budur. Olsa olmasın isterdin belki... O yüzden bazen olmayışını sev,   ' ne de güzel olmadın yine be' de... Oluruna bırakma, olmasın, ölmezsin. Kimse ölmedi olmadı diye... Ki zaten ilk olmayan sen değilsin.
 
Ve unutma, ağ her zaman denizden küçüktür, illa kaçırdığın balıklar olacak. Sen kaçan balığa üzülürken, balık kendi haline sevinecek. Bak olmadı o balık, sen mutsuzsun, bu birazda bencilliğin aynası. Ya o balık, o balık ne yapsın? Şimdi konumuzu balık sananlar olacak. Balık değil mesele, olmayış. Senin için olmayan her şey seni üzebilir ama balık mutlu, bak hala özgür. Ya sen ?
 
 
Elindekileri sev, senden giden herhangi bir şey seni mutsuz edemez, çünkü böyle bir lüksün yok. Kazanamadığın şeyler zaten senin olmadı, onlar için hiç üzülme.
 
Onu sana, seni ona getirmeyen yolların da bir bildiği vardır..."
 
                                                       Ahmet BATMAN - Sabah Uykum

              İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.



18 Aralık 2014 Perşembe

Çok Pis Gülerim He



    Merhaba güzel yurdumun güpgüzel,tatlı ve şeker insanları. Hepinize kucak dolusu sevgiler,selamlar, Nasılsınız? Keyfiniz yerinde mi? Varsa bir problem mekan söyleyin hemen gelip halledelim sorunu...
   Bugün farklı bir şekilde başladım yazıya. Üst tarafta da gördüğünüz gibi dikkatle bakılınca anlamlı olan bir karikatürle başladım yazıma. Benim gibi olanlarınız mutlaka vardır,oradasınız biliyorum,ben bir karikatür ve caps manyağıyım. Hani normal bir insandan daha fazla okurum,yetmezmiş gibi kendim karikatür çizer ve caps yaparım. Kendi çapımda tabi ki.. 
   Çok sanatçı biri değilim hani pek anlamam bu işten ama geçenlerde düşünmeye başladım bunların neyini seviyorum diye. Sonra çok basit olan bir şeyi fark ettim. Her insan gibi gülmeyi kahkahalar atarak dolaşmayı seviyorum. Bundan dolayıda birazcık gülmek hakkında konuşalım istedim.
   Gülmek denen şey çok ilginç .Hatta bununla ilgili bir bilim dalıda var. Gelotoloji adı verilen bu bilim çok ilgimi çekti. Bu olayı tek düşünen kişi ben değilmişim diye gülmeye başladım. İnsan vücudunda değişik etkiler yaratmakta olan bu aktivitenin detaylarından bahsetmeyeceğim tabi ki. Bizim günlük hayatta ne kadar kullandığımız veya ne sıklıkla güldüğümüz üzerinde durmak istiyorum. İnsanlar artık gülmenin anlamını unutmuş gibi davranıyorlar. Gülmek gibi müthiş bir şey varken somurtmak,sinirli sinirli bakmak daha çekici geliyor heralde. "Dur sert bakışlar atarak gezeyim ki havalı(şekil) görüneyim." diye düşünen birkaç insanla bile tanıştım. 
   Tabi günlük hayatta hoşuna giden bir şey varsa gülersin ancak bunun kullanım alanları bu kadar kısıtlı değil. Umursamaz bir tavırla  da gülebilirsin. Seni ciddiye almıyorum gülüşüde vardır.Birine aşık olursan yada birini seviyorsan ona bakıp tatlı tatlı sırıtırsın... Bu şekilde çeşitleri bile olan mükemmel bir şey gülmek. 
   Kendi adıma çok gülen biriyimdir. Hayatta ki her şeye gülmek gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu hayatta ikinci bir şansımız olmayabiliyor. "Keşke" kelimesini kullanmak yerine "iyi ki" kelimesini kullanmayı daha çok seviyorum." İyi ki gülmüşüm o lafına" ya da "iyi ki bu hareketi bende yapmışım iyi güldük" demek bana daha cazip geliyor. Yaptığım bir işten sonra bana gülenlere kızmak yerine onlarla beraber kendime gülmeyi seviyorum. Hani bir laf vardır "ağlanacak halimize gülüyoruz" diye iyi ki gülüyoruz iyi ki gülmek gibi bir olayı gerçekleştirecek güzel insanlar hala dünyada diyorum. Gülmeye değer veren insanlar olduğu için bir kez de ben gülüyorum bu hayata.
   Bu yazımı hep beraber güzel günlerde gülmek dilekleriyle ve bu olayı çok güzel anlatan bir şarkıyla bitirmek istiyorum müsaadenizle. İnsanlara kızıp kötü davranmayın bırakın başkaları öyle yapsın ne kadar kalacağımızın belirli olmadığı şu dünyada hep beraber gülüp geçelim olaylara. Ne olursa olsun bunu yapabilirsek işte hayattan keyif almaya o zaman başlarız.
   Gülmeyi sevin,başkalarını güldürmeyi sevin,gülmeyi herkese öğretip onlarla beraber gülün. Kendinize iyi bakın güzel insanlar...

                 İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Şubatta Milyarderiz

   İyi günler jelibon kadar tatlı,sincap kadar sevimli sevgili okurlarım. Hepinize kucak dolusu selamlar sevgiler. Keyfiniz nasıl,hasta falan değilsinizdir umarım. Bu havada hasta olmamak nasıl olur bilmiyorum ama bol bol saçmasapan karışık bitki çayı için sizi zinde tutar hastalıktan korur.
   Evet güzel bir selamlaşmadan sonra bugün değinmek istediğim konu hayaller. Şimdi konuya şubatta milyarderiz diyince deden miras kaldı diye düşünmüş olabilirsiniz ama ne yazık ki öyle bir şey yok,olsa hayır demem ama. İzninizle biraz konuyu açayım.
   Bir ay önce Android Programlama kursuna başladım. Başladığımdan beride etrafımdakilere "bak şimdi aralıkta kurs bitiyor,ocakta uygulamayı satışa çıkaracağım,şubatta da milyarderiz" cümlesini kuruyorum. Neden böyle bir cümle kuruyorum derseniz, bence her bireyin bir hayali olmalı.İlla ki gerçekleşebilir olmasının önemi yok.Hayal eden kişinin mutlu olması en azından bu düşüncenin gerçekleşme ihtimali bile varsa yüzünde bir gülümseme yaratıyorsa bence bu her şeyden önemlidir.       Bu kursa başlarken çok heyecanlıydım uygulama yazmak onun direkt karşılığını görmek cidden müthiş bir his. Milyarder olur muyum bilmem ama bana keyif veren bir hayal her şeye bedeldir. Tabi ki milyarder olsak fena olmaz beraber yemek yer,gezip tozar eğleniriz bu da başka bir mevzu.
   Fark ettiniz mi bilmiyorum sürekli "biz" diyorum çünkü bu hayal denen meret tek başına bir anlam taşımıyor gibime geliyor. Yani mutluluğunu biriyle paylaşmadıktan sonra ne işe yarar ki? Ben tek zengin olacağıma beraber olalım.
   Hayal denen şey ne güzel değil mi, şu yazıyı yazarken bile gülerek basıyorum klavyenin tuşlarına inanın. Peki sadece maddiyat ya da şu anla ilgili mi hayal kurarız? Bunun cevabının hayır olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yakın zamandan bir örnek olduğu için sizinle paylaştım.
   Benim en sevdiğim hayaller gelecekle ilgili olanlardır. Yakın gelecek değil ama yıllar yıllar sonra gerçekleşecek olaylar. Bu ailevi bir şey olabilir,mesleki olabilir veya bitmeyen şarjlı telefonlarda bu hayallere dahil(tamam biraz abarttım).
   Gerçek anlamda hayalperest biri olduğumu söyleyebilirim.Sürekli hayal kurmuyorum ama en ufak bir zaman boşluğunda bile bir şeyler düşünmekten hayal kurmaktan çekinmem hemen yapıştırırım bir fikir. Ama bazen etrafımda umutsuz,bitmiş kişiler görüyorum. Ne oldu da hayal kurmak gibi herkesin yapabileceği şeyden vazgeçiyorsunuz. Bu kadar insana bir yaşama amacı veren gülümseten bir şeyden vazgeçiyorsunuz. Tamam hayallere çok kapılmamak gerek çünkü bazen yüzünüze patlayabiliyor bu da kişinin hayallere olan inancını bitirebiliyor ama yapmayın be güzel insanlar.
   Hepiniz mutlu olmayı,huzuru bulup hayallerinizi gerçekleştirmeyi hak eden mükemmel kişilersiniz.Bu şekilde pes etmek,inancınızı yitirmek yakışmaz size.Gerçekten inanırsanız mutlaka hayallerinize ulaşırsınız. Azıcık hırslı olun ve hayalinizin peşinden koşun.Bunu yaparken de kimseyi incitmeyin ve kırmayın aksi takdirde bu hayal size mutluluktan ziyade huzursuzluk verir.
   Size yapmış olduğum bir caps ile veda edip tüm hayallerinizin gerçekleşmesini diliyorum sevgili okurlarım. Son bir cümle söylemem gerekirse:
      Rahat olun şubatta milyarderiz....

                 İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.


12 Aralık 2014 Cuma

Mutluyum,Mutlusun,Mutlular

   Günaydınlar efenim ya da afiyet olsun olmadı iyi akşamlar sevgili biricik okurlarım. Nasılsınız iyisiniz umarım bugün. Bu aralar siteyi biraz boşladım kusuruma bakmayın. Bu aralar kafam biraz doluydu onunla meşgul oldum. Siz keyifli olun da gerisi boş zaten.
   Bugün ki yazma amacım merak ettiğim bir konuyu sizinle paylaşmak aslında. Güzel bir başlık yazmışım gibi gerinerek değinmek istediğim konu mutluluk.
   Bu kelimenin anlamı çok derin hatta belkide anlatılması çok mümkün olmayan bir şey ancak çoğu insanın ihtiyacı olan ama bir türlü ulaşılamayan his..
    Biraz mutluluk hakkında düşünelim. Bu hayatta yaşıyoruz ve bir amacımızın olması gerektiğine inanıyorum. Örneklemem gerekirse; benim hayalim Bilgisayar Mühendisliği okumaktı ve bunu gerçekleştirme yolundayım. Peki bu amacı gerçekleştirince mutlu olabilecek miyim diye düşünmeye başladım. Tamam hayallerimde ki meslekti ancak beni mutlu edecek bir meslek mi?
   Tabi çoğu kişinin amacı bu şekilde nesneye yönelik değil. Çoğu kişi bunun yanında mutlu olmak,aşkı bulmak gibi amaçları var(ki sonuna kadar haklılar). Ama tam olarak nasıl bulunuyor onlar ya da mutlu nasıl olabilir bir insan?
   Herkesin mutluluk ölçütü farklıdır. Birisi sıcak bir bakışla bile mutlu olabilirken kimisi de dünyalara sahip olsa da mutsuz olur. Öyleyse mutluluk denen şey gerçek değil mi bunu mu demek istiyor evren bize…  Bunun böyle olmadığına eminim. Düşününce etrafımızda bir çok güzel şey var fakat bunların kıymetini bilemiyoruz açıkçası. Kaç kişi gerçekten mutlu sizce ya da doğru şekilde sormak gerekirse kaç kişi “gerçek” anlamda mutludur?
   Burada gerçek kelimesine dikkat çekmek istiyorum izninizle. Etrafımızda bir sürü insan var ve bir şekilde gülüp eğleniyorlar ancak içlerine baktığınızda hiçte o kahkahalar atan, mutluluk saçan insanı göremiyorsunuz. Tam aksine karanlık dipsiz bir kuyu misali karanlık ve kederliler.
   Aklınıza takılmıştır belki, bu kişilerin derdi ne böyle üzülürlerken dışarıya mutlu görünmek için çabalamak. Ben bu aralar buna biraz kafa yordum ve birkaç cevap üzerinde duruyorum.  Müsaadenizle sizinle de paylaşmak isterim.
   İlk aklıma gelen cevap kişi delidir oldu normal olarak. Böyle bir karakter çok normal gelmiyordu ilk bakışta. Sonralarda hayata kafa tutan kelime anlamıyla hayatla “zıtlaşan” biridir diye düşündüm. Ne olursa olsun boyun eğmeyen biridir belki dedim. Bir başka teorimde ise insanları üzmek istemeyen bir kişi düşündüm. Şöyle açıklayayım:
   İnsan hissedebilen bir canlı değil mi, bazı kişiler çevreden çok etkilenirler. Karşındaki insan hüzünlüyse, mutsuzsa, bir derdi varsa keyifsiz olur ve etrafındakileri de bu durumdan doğal olarak etkilenirler. İşte anlatmak istediğim kişi etkilenmenin yanında kendi derdiymiş gibi kabullenir ve ona göre davranır. O kişinin duygusunu kendi mutluluğuyla kapatmaya çalışır. Kendisi mutlu görünür ve etrafına bu şekilde bir izlenim yayarsa karşısındaki de mutlu olabilir diye düşünerek davranır. Mutlaka çevrenizde hayatın sadece eğlenmek üzerine olduğunu düşünen sürekli gülen, sizi eğlendirmeye çalışan, her şartta sizi güldürmeyi amaçlayan ancak ciddi bir olayda bir anda ciddileşip sizinle ağlayabilecek biri vardır. Sadece dikkatlice etrafınıza bakmanız yeterli.
   Son olarak eklemek istediğim birkaç cümle var. Ne olursa olsun kişi mutlu olmaya çalışmaktan vazgeçmemelidir. Madem bir kere geliyoruz bu dünyaya sonuna kadar istediğimiz gibi yaşamalıyız. Mutlaka bizi üzen ,kıran hatta darmaduman eden birileri olacaktır. Bu dünyada geçerli bir tek kural var ki ben arkadaşlarıma da hep söylerim:
“Unutma bu hayatta senden daha değerli bir şey yok. Herkes gitse, kimse yüzüne bakmasa hatta herkes seni ağlatsa bile senin her zaman yanında kalacak tek kişi yine sensindir. Bu yüzden ne olursa olsun zamanla kendini toplayıp hayata karşı kocaman bir gülücük atarak ben buradayım demelisin…”

           İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.

28 Kasım 2014 Cuma

Ah İstanbul

   Günaydınlar, tünaydınlar, iyi akşamlar ya da iyi geceler sevgili okurlarım. Günün hangi saatinde okuduğunuzu bilmediğim için söze böyle başlayayım dedim. Nasılsınız iyisinizdir umarım. Bu aralar hava biraz garip sabah sıcak oluyor akşamları ısınıyor aman dikkat edin sabah havalarına kanmayın. Bu arada belki içinizden geçmiştir niye bu çocuk sürekli halimizi sorup bizi sevdiğini söylüyor diye. Şöyle izah edeyim.
   Ben insanların halinin hatrının sorulmasının gerektiğine çok inanıyorum.Bazı insanlar bunu boş bir rutinmiş gibi görüyolar ama böyle olmamalı. Yani birine samimi olarak 'Nasılsın?' demek bu kadar zor olmamalı bence. Bunlardan dolayı her yazımda sizinle samimi olarak selamlaşıp iyi dileklerimi iletiyorum ve sevdiğimi söylüyorum. İnsan bazen sevildiğini duymak istiyor bende bunu karşılamaya çalışıyorum. Kısaca seviyorum sizi ne yaparsınız. 
   Evet size olan hislerimi açtıktan sonra bugün konuşmak istediğim konu yaşadığım ve birçok insanın da dediği gibi mükemmel bir şehir olan İstanbul. Üstüne yüzlerce şiir yazılan,insanların gelip hayran kaldığı bu şehri birazda biz konuşalım istedim.
   Bazen hiç anlam veremedim bu İstanbul sevgisine hatta çoğu zaman "Abi mezun olayım gidicem bu İstanbuldan,yaşanmaz burada be" diyorum çünkü dışardan mükemmel görünen şeyler içeriden öyle olmuyor. Ben bunu 20 senedir İstanbulda daha doğrusu İstanbulun kalabalık semtlerinde Kadıköyde yaşayan birisi olarak söylüyorum. Benden daha büyük insanlarla konuştuğum da ya da sohbet edilen bir ortamda bulunduğumda duyduğum trafik dertleri olsun,yeşil alan olmaması olsun,komşuluk kültürünün bitmesi vb. gibi binlerce sebep sayılabilir.
   Hepsi doğru ve acı gerçekler yani İstanbulun bazı yanları artık çekilmez bir boyut aldı ancak insanlar bir şehire şiirler yazıp hakkında söz söylüyorsa ve büyük imparatorlukların başkenti oluyorsa bu insanlarında bir bildiği vardır bence.
   Orhan Veli'nin  de dediği gibi "İstanbul'u dinliyorum,gözlerim kapalı" diyerek düşünelim biraz. 12 milyon küsür insanı İstanbul'a çeken şey nedir diye. En basitinden başlayarak boğaz diyeceğim. Böyle mükemmel bir yapı başka nerede var allah aşkına. Tamam San Francisco güzel,evet Venedikde çok güzel ama bir İstanbul Boğazı etmez bence. Sadece boğaz mı,Kız Kulesi ve Galata Kulesi İstanbul denilince gidilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Abi ben deniz çok sevmiyorum diyorsan Gülhane ve Yıldız parkına gitmeni ve orada birkaç saat zaman geçirmeni öneririm. O zaman yeşillik sevginin kat kat artacağını göreceksin. Bana bu ikiside gelmiyor bana tarihi eserler göster dersen;Topkapı Sarayı,Anadolu ve Rumeli Hisarını söylemeden geçemeyeceğim. Baba onu bunu bırak bana dini kültür lazım diyorsan da Sultanahmet,Ayasofya diyerek susarım canım okurum.
   Tabi burda unuttuğum binlerce eser ve gezilmesi gereken fevkalade yerlerde var ben sadece başlıca birkaç tanesini size öneriyorum o kadar. İsteyen olursa bana bir çıtlatın gidelim beraber gezelim hepsini.
   Gel gelelim ilk dediğim burada yaşanmaz mevzusuna. Bu kadar övüyorsun belli ki bizden çok seviyorsun İstanbul'u neden gitmek istiyorsun derseniz. Sürekli bunların içinde yaşadığımdandır diye düşünerek bunların kıymetini bilmiyorum da diyebiliriz. Belki sevdiğim bu şehirden uzak kalırsam kıymetini anlar koşa koşa geri döner bir daha bırakmam diye düşünüyorum.Pek emin değilim ama dürüst olmak gerekirse "Seni yeneceğim İstanbul!" lafına kanmayın dostlarım.Çünkü her zaman kazanan İstanbul oluyor...
  Kısaca özetlersem bu şehirden gitsen bir dert,gitmesen bir dert canlarım. Kendinize dikkat edin.
"
...
İstanbul'da Boğaziçi'ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Velinin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim."
                                                    Orhan Veli Kanık



            İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.

25 Kasım 2014 Salı

Batılılaştıramadıklarımızdan mısınız...

   İyi akşamlar sevgili okurlarım. Bu soğuk havalarda hasta olmuyorsunuzdur inşallah. Zaten vizeler yeni bitti rahatladık derken bu kötü havalar geldi üstüne birde hasta olmayın aman diyeyim.
   Bugün konuşmak istediğim konu biraz bilindik bir şey ancak farklı bir mevzu üzerinden derdimi size iletmeye çalışacağım.Başlığı okurken bana biraz "sevgi" sözcükleri iletmiş olabilirsiniz ama inanın ki o başlığı yazmam 5 dakikamı aldı. Doğru mu yazdım diye okumaya çalışırken okuyamamak... Ama her şey sizin için canlarım benim.
   Bu sabah düzenli takip ettiğim bir programda jürinin değiştiğini duydum.Herkesin birdiği "O Ses Türkiye"nin referans alındığı program The Voice. Merak edenler için yeni jüride Rita Ora'imiş haberiniz olsun. Artık tüm dünyada yapılıyor bu tarz programlar.Ben genelde UK(United Kingdom) ya da İngiltere diyeyim onu takip ediyorum. İlk iki sezon ki jürileri gerçekten çok etkileyici isimlerdi. Will.I.am, Jessie J, Sir Tom Jones, ve Danny O'Donoghue(Hall Of Fame şarkısını söyleyen kişi). Bu kadar kaliteli ve eğlenceli isimler yan yana gelince program gerçekten izlenebilir bir hal aldı. İlk 2 sezon böyle devam etti ama geçtiğimiz sezon kadro değişince izleme hevesim kaçtı ancak hala güzel seslerin geldiği ve kaliteli şovların döndüğü bir program.
   Şimdi diyeceksiniz ki bu çocuk bunları niye anlatıyor bize.Şöyle izah edeyim bu akşam O Ses Türkiye'yi izlerken bir şey fark ettim. İki program arasında o kadar çok fark var ki inanamazsınız. O yüzden biraz bilgi vereyim dedim.
   Konumuza dönecek olursak,abi adamlar gerçekten farklı bir düzeydeler.O gösteriler,jürinin seyirci ile etkileşimi,birbirlerine ve yarışmacıya karşı tutumları falan cidden inanılmaz hoş. Bu akşam bizim ülkemizdeki yayını izlerken fark ettim ki bütün olay 1 tek kişi üzerinden yürüyor. Hani orda Acun amca durmasa o yayın ne hale gelir bilmiyorum. Her şey belirli bir kalıp üzerinden yürüyor. Kimin ne söyleyeceği ne yapacağı belli. Ama dışarda böyle değil çoğu şey doğaçlama gerçekleşiyor. Popüler olan bir yarışmayı ülkeye uyarlamak ve tutturmak büyük bir başarı kabul ediyorum ve taktirde ediyorum ancak devamlılığı sağlayamazsın bir süre sonra çünkü dışarda mekanikler farklı işliyor. 
   Hep bir batı merakı vardır bizde ve bu her konuda geçerli olan bir şey ki bazen onlara bırakmak lazım bazı düşünceleri. Bu adamlar tam anlamıyla "show business"  işindeler. Tamam ben sana yapma demiyorum ama hobi olarak yap be abi.
   Her neyse efenim sonuç olarak bu program benim için batılılaştıramadıklarımız programlardan biridir. Ancak yinede bu tarz projelerin örnek alınıp yapılması konusunda son derecede ısrarlı ve hevesliyim o da biline.
   Haklı ya da haksız bularak okuduğunuz bu yazım için sizlere ve o güzel gözlerinize çok teşekkür ederim sevgili canım okurlarım benim. Bu kadar bahsettikten sonrada The Voice UK'den bir video ile veda edeyim sizlere. Kendinize iyi bakın hasta olmayın sakın.Hasta olursanızda bana haber verin gelip size bir çorba yapayım,birkaç sayfa kitap falan okurum hiç olmadı film izleriz.

          İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.

The Voice Season 1 Final
 

24 Kasım 2014 Pazartesi

"Lastseen" ya da "Görüldü" Yazısıyla Sorunun Mu Var?

   Merhabalar ve iyi akşamlar güzel yurdumun güzel ve nacizane insanları.Nasılsınız? Keyfiniz nasıllar? Uzun bir aradan daha doğrusu vize haftasının ardından yeniden yazmaya başladım. Aslında vize haftasında da her gün yazdım ancak tekrar okuduğumda içime sinmediği için yayınlamak istemedim.
  Bu arada sormadım ama umarım vizeleriniz iyi geçmiştir. Burda benimkiler kötüydü diyerek yalan söylemeyeceğim ama sizde çok küfür etmeyin vay çalışkan .... Bunun sebebi benim çalışmam değil hocaların kolay sormasıydı neyse efenim konumuza dönelim.
   Evet dertleşmek istediğim konu başlıkta da belirttiğim gibi insanı delirten kelimeler. Bence bunlar tamamen yeni bir dünya savaşı çıkartmak,seri katillerin sayısını arttırmak,düzgün ilişki bırakmamak için yapılmış komplolar. Neden böyle bir şey yapıldığına dair fikirlerimi sizinle de paylaşayım.Sonuçta bir diyalogda bulunuyorsunuz ve bunun tam yapıldığını öğrenmek için bu tarz bir şey gerekli. Ancak bu bizim ülkede yemez ki bunu benden daha iyi biliyorsunuz. Başka ülkelerde bu normal ancak bizim insanımız alıngan. Kendimden de biliyorum birine bir şey yazınca orada "Görüldü" yazdıktan sonra bana cevap vermiyorsa 2 seçenek oluşur kafamda:
1.Öldü de cevap vermiyor
2.Ölmek üzere ondan cevap vermiyor.
   Bu seçeneklerin dışındaki bahaneler benim için önemsiz ki çoğunuz içinde böyle saklanmayın buradan her yer görünüyor. Burada suçlanması gereken kişiler bunu yapanlar değil bence.Asıl suçlular bizleriz. Gördün niye cevap vermiyorsun?. Tamam konuşmak istemezsin anlarım ancak bunu karşındakine o an söylesen ölür müsün yani? Karşındaki insan laftan anlar falan belki....

   Tamam tamam sakinim sevgili okuyucularım sıkıntı yok. Şaka bir yana gerçekten insanların kendini düşünmeyi bırakıp birazda diyalogda olduğu insanı düşünmeli. Bu her iki taraf içinde geçerli bence.Sonuçta karşındaki seninle konuşuyor ve senden yazdığı şey hakkında bir tepki vermeni bekliyor.Belki ben bu konuda biraz alınganım ya da fazla insanları önemseyip değer veriyorum ancak bunun dönüşü böyle olmamalı. Kişiler en azından açık konuşarak meseleleri halletmeli.Böylece seri katil olmak yolunda ilerleyen tüm arkadaşlarımız bu yoldan uzak dururlar.

   Bu konu hakkında kiminle konuşsam şikayetçi olduğunu ve "ne gereksiz bişey bu abi" dediklerine şahidim.Bunun üzerine de sizinle bişeyler paylaşmak istedim. Derdimi anlatabildiysem ne ala. Sonuçta hepinizi seviyorum canlarım(sincaplarım,jelibonlarım) benim. Son olarak bu yazıyı okuyan insanlara aşağıdaki capsi armağan ediyorum. Kendinize iyi bakın. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere hoşcakalın.

          İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.