Günaydınlar, tünaydınlar, iyi akşamlar ya da iyi geceler sevgili okurlarım. Günün hangi saatinde okuduğunuzu bilmediğim için söze böyle başlayayım dedim. Nasılsınız iyisinizdir umarım. Bu aralar hava biraz garip sabah sıcak oluyor akşamları ısınıyor aman dikkat edin sabah havalarına kanmayın. Bu arada belki içinizden geçmiştir niye bu çocuk sürekli halimizi sorup bizi sevdiğini söylüyor diye. Şöyle izah edeyim.
Ben insanların halinin hatrının sorulmasının gerektiğine çok inanıyorum.Bazı insanlar bunu boş bir rutinmiş gibi görüyolar ama böyle olmamalı. Yani birine samimi olarak 'Nasılsın?' demek bu kadar zor olmamalı bence. Bunlardan dolayı her yazımda sizinle samimi olarak selamlaşıp iyi dileklerimi iletiyorum ve sevdiğimi söylüyorum. İnsan bazen sevildiğini duymak istiyor bende bunu karşılamaya çalışıyorum. Kısaca seviyorum sizi ne yaparsınız.
Evet size olan hislerimi açtıktan sonra bugün konuşmak istediğim konu yaşadığım ve birçok insanın da dediği gibi mükemmel bir şehir olan İstanbul. Üstüne yüzlerce şiir yazılan,insanların gelip hayran kaldığı bu şehri birazda biz konuşalım istedim.
Bazen hiç anlam veremedim bu İstanbul sevgisine hatta çoğu zaman "Abi mezun olayım gidicem bu İstanbuldan,yaşanmaz burada be" diyorum çünkü dışardan mükemmel görünen şeyler içeriden öyle olmuyor. Ben bunu 20 senedir İstanbulda daha doğrusu İstanbulun kalabalık semtlerinde Kadıköyde yaşayan birisi olarak söylüyorum. Benden daha büyük insanlarla konuştuğum da ya da sohbet edilen bir ortamda bulunduğumda duyduğum trafik dertleri olsun,yeşil alan olmaması olsun,komşuluk kültürünün bitmesi vb. gibi binlerce sebep sayılabilir.
Hepsi doğru ve acı gerçekler yani İstanbulun bazı yanları artık çekilmez bir boyut aldı ancak insanlar bir şehire şiirler yazıp hakkında söz söylüyorsa ve büyük imparatorlukların başkenti oluyorsa bu insanlarında bir bildiği vardır bence.
Orhan Veli'nin de dediği gibi "İstanbul'u dinliyorum,gözlerim kapalı" diyerek düşünelim biraz. 12 milyon küsür insanı İstanbul'a çeken şey nedir diye. En basitinden başlayarak boğaz diyeceğim. Böyle mükemmel bir yapı başka nerede var allah aşkına. Tamam San Francisco güzel,evet Venedikde çok güzel ama bir İstanbul Boğazı etmez bence. Sadece boğaz mı,Kız Kulesi ve Galata Kulesi İstanbul denilince gidilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Abi ben deniz çok sevmiyorum diyorsan Gülhane ve Yıldız parkına gitmeni ve orada birkaç saat zaman geçirmeni öneririm. O zaman yeşillik sevginin kat kat artacağını göreceksin. Bana bu ikiside gelmiyor bana tarihi eserler göster dersen;Topkapı Sarayı,Anadolu ve Rumeli Hisarını söylemeden geçemeyeceğim. Baba onu bunu bırak bana dini kültür lazım diyorsan da Sultanahmet,Ayasofya diyerek susarım canım okurum.
Tabi burda unuttuğum binlerce eser ve gezilmesi gereken fevkalade yerlerde var ben sadece başlıca birkaç tanesini size öneriyorum o kadar. İsteyen olursa bana bir çıtlatın gidelim beraber gezelim hepsini.
Gel gelelim ilk dediğim burada yaşanmaz mevzusuna. Bu kadar övüyorsun belli ki bizden çok seviyorsun İstanbul'u neden gitmek istiyorsun derseniz. Sürekli bunların içinde yaşadığımdandır diye düşünerek bunların kıymetini bilmiyorum da diyebiliriz. Belki sevdiğim bu şehirden uzak kalırsam kıymetini anlar koşa koşa geri döner bir daha bırakmam diye düşünüyorum.Pek emin değilim ama dürüst olmak gerekirse "Seni yeneceğim İstanbul!" lafına kanmayın dostlarım.Çünkü her zaman kazanan İstanbul oluyor...
Kısaca özetlersem bu şehirden gitsen bir dert,gitmesen bir dert canlarım. Kendinize dikkat edin.
"
...
İstanbul'da Boğaziçi'ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Velinin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim."
Orhan Veli Kanık
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
28 Kasım 2014 Cuma
25 Kasım 2014 Salı
Batılılaştıramadıklarımızdan mısınız...
İyi akşamlar sevgili okurlarım. Bu soğuk havalarda hasta olmuyorsunuzdur inşallah. Zaten vizeler yeni bitti rahatladık derken bu kötü havalar geldi üstüne birde hasta olmayın aman diyeyim.
Bugün konuşmak istediğim konu biraz bilindik bir şey ancak farklı bir mevzu üzerinden derdimi size iletmeye çalışacağım.Başlığı okurken bana biraz "sevgi" sözcükleri iletmiş olabilirsiniz ama inanın ki o başlığı yazmam 5 dakikamı aldı. Doğru mu yazdım diye okumaya çalışırken okuyamamak... Ama her şey sizin için canlarım benim.
Bu sabah düzenli takip ettiğim bir programda jürinin değiştiğini duydum.Herkesin birdiği "O Ses Türkiye"nin referans alındığı program The Voice. Merak edenler için yeni jüride Rita Ora'imiş haberiniz olsun. Artık tüm dünyada yapılıyor bu tarz programlar.Ben genelde UK(United Kingdom) ya da İngiltere diyeyim onu takip ediyorum. İlk iki sezon ki jürileri gerçekten çok etkileyici isimlerdi. Will.I.am, Jessie J, Sir Tom Jones, ve Danny O'Donoghue(Hall Of Fame şarkısını söyleyen kişi). Bu kadar kaliteli ve eğlenceli isimler yan yana gelince program gerçekten izlenebilir bir hal aldı. İlk 2 sezon böyle devam etti ama geçtiğimiz sezon kadro değişince izleme hevesim kaçtı ancak hala güzel seslerin geldiği ve kaliteli şovların döndüğü bir program.
Şimdi diyeceksiniz ki bu çocuk bunları niye anlatıyor bize.Şöyle izah edeyim bu akşam O Ses Türkiye'yi izlerken bir şey fark ettim. İki program arasında o kadar çok fark var ki inanamazsınız. O yüzden biraz bilgi vereyim dedim.
Konumuza dönecek olursak,abi adamlar gerçekten farklı bir düzeydeler.O gösteriler,jürinin seyirci ile etkileşimi,birbirlerine ve yarışmacıya karşı tutumları falan cidden inanılmaz hoş. Bu akşam bizim ülkemizdeki yayını izlerken fark ettim ki bütün olay 1 tek kişi üzerinden yürüyor. Hani orda Acun amca durmasa o yayın ne hale gelir bilmiyorum. Her şey belirli bir kalıp üzerinden yürüyor. Kimin ne söyleyeceği ne yapacağı belli. Ama dışarda böyle değil çoğu şey doğaçlama gerçekleşiyor. Popüler olan bir yarışmayı ülkeye uyarlamak ve tutturmak büyük bir başarı kabul ediyorum ve taktirde ediyorum ancak devamlılığı sağlayamazsın bir süre sonra çünkü dışarda mekanikler farklı işliyor.
Hep bir batı merakı vardır bizde ve bu her konuda geçerli olan bir şey ki bazen onlara bırakmak lazım bazı düşünceleri. Bu adamlar tam anlamıyla "show business" işindeler. Tamam ben sana yapma demiyorum ama hobi olarak yap be abi.
Her neyse efenim sonuç olarak bu program benim için batılılaştıramadıklarımız programlardan biridir. Ancak yinede bu tarz projelerin örnek alınıp yapılması konusunda son derecede ısrarlı ve hevesliyim o da biline.
Haklı ya da haksız bularak okuduğunuz bu yazım için sizlere ve o güzel gözlerinize çok teşekkür ederim sevgili canım okurlarım benim. Bu kadar bahsettikten sonrada The Voice UK'den bir video ile veda edeyim sizlere. Kendinize iyi bakın hasta olmayın sakın.Hasta olursanızda bana haber verin gelip size bir çorba yapayım,birkaç sayfa kitap falan okurum hiç olmadı film izleriz.
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
The Voice Season 1 Final
Bugün konuşmak istediğim konu biraz bilindik bir şey ancak farklı bir mevzu üzerinden derdimi size iletmeye çalışacağım.Başlığı okurken bana biraz "sevgi" sözcükleri iletmiş olabilirsiniz ama inanın ki o başlığı yazmam 5 dakikamı aldı. Doğru mu yazdım diye okumaya çalışırken okuyamamak... Ama her şey sizin için canlarım benim.
Bu sabah düzenli takip ettiğim bir programda jürinin değiştiğini duydum.Herkesin birdiği "O Ses Türkiye"nin referans alındığı program The Voice. Merak edenler için yeni jüride Rita Ora'imiş haberiniz olsun. Artık tüm dünyada yapılıyor bu tarz programlar.Ben genelde UK(United Kingdom) ya da İngiltere diyeyim onu takip ediyorum. İlk iki sezon ki jürileri gerçekten çok etkileyici isimlerdi. Will.I.am, Jessie J, Sir Tom Jones, ve Danny O'Donoghue(Hall Of Fame şarkısını söyleyen kişi). Bu kadar kaliteli ve eğlenceli isimler yan yana gelince program gerçekten izlenebilir bir hal aldı. İlk 2 sezon böyle devam etti ama geçtiğimiz sezon kadro değişince izleme hevesim kaçtı ancak hala güzel seslerin geldiği ve kaliteli şovların döndüğü bir program.
Şimdi diyeceksiniz ki bu çocuk bunları niye anlatıyor bize.Şöyle izah edeyim bu akşam O Ses Türkiye'yi izlerken bir şey fark ettim. İki program arasında o kadar çok fark var ki inanamazsınız. O yüzden biraz bilgi vereyim dedim.
Konumuza dönecek olursak,abi adamlar gerçekten farklı bir düzeydeler.O gösteriler,jürinin seyirci ile etkileşimi,birbirlerine ve yarışmacıya karşı tutumları falan cidden inanılmaz hoş. Bu akşam bizim ülkemizdeki yayını izlerken fark ettim ki bütün olay 1 tek kişi üzerinden yürüyor. Hani orda Acun amca durmasa o yayın ne hale gelir bilmiyorum. Her şey belirli bir kalıp üzerinden yürüyor. Kimin ne söyleyeceği ne yapacağı belli. Ama dışarda böyle değil çoğu şey doğaçlama gerçekleşiyor. Popüler olan bir yarışmayı ülkeye uyarlamak ve tutturmak büyük bir başarı kabul ediyorum ve taktirde ediyorum ancak devamlılığı sağlayamazsın bir süre sonra çünkü dışarda mekanikler farklı işliyor.
Hep bir batı merakı vardır bizde ve bu her konuda geçerli olan bir şey ki bazen onlara bırakmak lazım bazı düşünceleri. Bu adamlar tam anlamıyla "show business" işindeler. Tamam ben sana yapma demiyorum ama hobi olarak yap be abi.
Her neyse efenim sonuç olarak bu program benim için batılılaştıramadıklarımız programlardan biridir. Ancak yinede bu tarz projelerin örnek alınıp yapılması konusunda son derecede ısrarlı ve hevesliyim o da biline.
Haklı ya da haksız bularak okuduğunuz bu yazım için sizlere ve o güzel gözlerinize çok teşekkür ederim sevgili canım okurlarım benim. Bu kadar bahsettikten sonrada The Voice UK'den bir video ile veda edeyim sizlere. Kendinize iyi bakın hasta olmayın sakın.Hasta olursanızda bana haber verin gelip size bir çorba yapayım,birkaç sayfa kitap falan okurum hiç olmadı film izleriz.
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
The Voice Season 1 Final
24 Kasım 2014 Pazartesi
"Lastseen" ya da "Görüldü" Yazısıyla Sorunun Mu Var?
Merhabalar ve iyi akşamlar güzel yurdumun güzel ve nacizane insanları.Nasılsınız? Keyfiniz nasıllar? Uzun bir aradan daha doğrusu vize haftasının ardından yeniden yazmaya başladım. Aslında vize haftasında da her gün yazdım ancak tekrar okuduğumda içime sinmediği için yayınlamak istemedim.
Bu arada sormadım ama umarım vizeleriniz iyi geçmiştir. Burda benimkiler kötüydü diyerek yalan söylemeyeceğim ama sizde çok küfür etmeyin vay çalışkan .... Bunun sebebi benim çalışmam değil hocaların kolay sormasıydı neyse efenim konumuza dönelim.
Evet dertleşmek istediğim konu başlıkta da belirttiğim gibi insanı delirten kelimeler. Bence bunlar tamamen yeni bir dünya savaşı çıkartmak,seri katillerin sayısını arttırmak,düzgün ilişki bırakmamak için yapılmış komplolar. Neden böyle bir şey yapıldığına dair fikirlerimi sizinle de paylaşayım.Sonuçta bir diyalogda bulunuyorsunuz ve bunun tam yapıldığını öğrenmek için bu tarz bir şey gerekli. Ancak bu bizim ülkede yemez ki bunu benden daha iyi biliyorsunuz. Başka ülkelerde bu normal ancak bizim insanımız alıngan. Kendimden de biliyorum birine bir şey yazınca orada "Görüldü" yazdıktan sonra bana cevap vermiyorsa 2 seçenek oluşur kafamda:
1.Öldü de cevap vermiyor
2.Ölmek üzere ondan cevap vermiyor.
Bu seçeneklerin dışındaki bahaneler benim için önemsiz ki çoğunuz içinde böyle saklanmayın buradan her yer görünüyor. Burada suçlanması gereken kişiler bunu yapanlar değil bence.Asıl suçlular bizleriz. Gördün niye cevap vermiyorsun?. Tamam konuşmak istemezsin anlarım ancak bunu karşındakine o an söylesen ölür müsün yani? Karşındaki insan laftan anlar falan belki....
Tamam tamam sakinim sevgili okuyucularım sıkıntı yok. Şaka bir yana gerçekten insanların kendini düşünmeyi bırakıp birazda diyalogda olduğu insanı düşünmeli. Bu her iki taraf içinde geçerli bence.Sonuçta karşındaki seninle konuşuyor ve senden yazdığı şey hakkında bir tepki vermeni bekliyor.Belki ben bu konuda biraz alınganım ya da fazla insanları önemseyip değer veriyorum ancak bunun dönüşü böyle olmamalı. Kişiler en azından açık konuşarak meseleleri halletmeli.Böylece seri katil olmak yolunda ilerleyen tüm arkadaşlarımız bu yoldan uzak dururlar.
Bu konu hakkında kiminle konuşsam şikayetçi olduğunu ve "ne gereksiz bişey bu abi" dediklerine şahidim.Bunun üzerine de sizinle bişeyler paylaşmak istedim. Derdimi anlatabildiysem ne ala. Sonuçta hepinizi seviyorum canlarım(sincaplarım,jelibonlarım) benim. Son olarak bu yazıyı okuyan insanlara aşağıdaki capsi armağan ediyorum. Kendinize iyi bakın. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere hoşcakalın.
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
Bu arada sormadım ama umarım vizeleriniz iyi geçmiştir. Burda benimkiler kötüydü diyerek yalan söylemeyeceğim ama sizde çok küfür etmeyin vay çalışkan .... Bunun sebebi benim çalışmam değil hocaların kolay sormasıydı neyse efenim konumuza dönelim.
Evet dertleşmek istediğim konu başlıkta da belirttiğim gibi insanı delirten kelimeler. Bence bunlar tamamen yeni bir dünya savaşı çıkartmak,seri katillerin sayısını arttırmak,düzgün ilişki bırakmamak için yapılmış komplolar. Neden böyle bir şey yapıldığına dair fikirlerimi sizinle de paylaşayım.Sonuçta bir diyalogda bulunuyorsunuz ve bunun tam yapıldığını öğrenmek için bu tarz bir şey gerekli. Ancak bu bizim ülkede yemez ki bunu benden daha iyi biliyorsunuz. Başka ülkelerde bu normal ancak bizim insanımız alıngan. Kendimden de biliyorum birine bir şey yazınca orada "Görüldü" yazdıktan sonra bana cevap vermiyorsa 2 seçenek oluşur kafamda:
1.Öldü de cevap vermiyor
2.Ölmek üzere ondan cevap vermiyor.
Bu seçeneklerin dışındaki bahaneler benim için önemsiz ki çoğunuz içinde böyle saklanmayın buradan her yer görünüyor. Burada suçlanması gereken kişiler bunu yapanlar değil bence.Asıl suçlular bizleriz. Gördün niye cevap vermiyorsun?. Tamam konuşmak istemezsin anlarım ancak bunu karşındakine o an söylesen ölür müsün yani? Karşındaki insan laftan anlar falan belki....
Tamam tamam sakinim sevgili okuyucularım sıkıntı yok. Şaka bir yana gerçekten insanların kendini düşünmeyi bırakıp birazda diyalogda olduğu insanı düşünmeli. Bu her iki taraf içinde geçerli bence.Sonuçta karşındaki seninle konuşuyor ve senden yazdığı şey hakkında bir tepki vermeni bekliyor.Belki ben bu konuda biraz alınganım ya da fazla insanları önemseyip değer veriyorum ancak bunun dönüşü böyle olmamalı. Kişiler en azından açık konuşarak meseleleri halletmeli.Böylece seri katil olmak yolunda ilerleyen tüm arkadaşlarımız bu yoldan uzak dururlar.
Bu konu hakkında kiminle konuşsam şikayetçi olduğunu ve "ne gereksiz bişey bu abi" dediklerine şahidim.Bunun üzerine de sizinle bişeyler paylaşmak istedim. Derdimi anlatabildiysem ne ala. Sonuçta hepinizi seviyorum canlarım(sincaplarım,jelibonlarım) benim. Son olarak bu yazıyı okuyan insanlara aşağıdaki capsi armağan ediyorum. Kendinize iyi bakın. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere hoşcakalın.
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
2 Kasım 2014 Pazar
Müzikle Aran İyiyse Bi Bak Bişey Dicem
Merhabalar merhabalar ve yine merhabalar saçmasapan dünyanın mükemmel insanları. Vizelerinizin ya da diğer bütün sınavlarının güzel geçmesini dileyerek bugün ki yazıma başlıyorum izninizle.
Konuşmak istediğim konu başlıktanda anlaşılacağı gibi müzik. Sevdiğim bir sanatçının albümünü indirirken aklıma geldi.Ben neden bu kadını dinliyorum diye kendime bir sordum. Sonrasında aklımdan milyon tane neden geçti: Şarkıcının sesi güzeldir,şarkı güzeldir,şarkıcının kendisi güzeldir,sözleri sana dokunur...
Bu şekilde sebepler arttırılabilir ancak insanın ruh haline göre müzik zevki değişir fakat 360 derece dönmesine anlam veremiyorum. Tamam seni ne iyi hissettirecekse onu dinlemelisin bende öyle yaparım sonra kendime kızarım. Normalde metal müzik dinlerim ama bir anda club müziğe ya da R&B'ye dönerim. Şarkıların hepsi benim sevgilimmiş de onlara ihanet ediyomuş gibi hissediyorum bazı zamanlarda.
Özellikle duygusal şarkı dinlerken çok merak ediyorum.Dinlerken içimin bir kenarını sızlatan bu şarkıyı birileri yazdı ve belli ki bir olay geçti başından.O anda o kişiyi düşünüyorum,onun adına hüzünlenip "lan bu adama(kadına) bu kadar acı çektirilir mi" diye hayıflanmaya başlıyorum.Eminim ki bunu çoğunuzda yapıyorsunuzdur.
Bir de şöyle bir durum var ki şarkıcının anlatmak istediğiyle bizim anladığımız bazen uyuşmuyor fakat biz anladığımız şekilde onu sevmeye devam ediyoruz.Bıkana kadar o şarkıyı dinlemeye çalışıyoruz.
Belkide bazen anlayamadığımız ya da yanlış anladığımız bazı şeyler bizleri mutlu edip kendine bağlıyodur. Aynen her saniye dinlemek istediğimiz şarkı gibi.Bir süre bağımlısı olup bir an önce o şarkının hissettirdiklerinden ya da düşüncelerinden kendimizi kurtarmak istiyoruz.
Çoğu zaman şarkılar sadece notalardan ve sözlerden oluşan şeyler değil bir bakış açısı bir nevi zihin rahatlatma egzersizi olarak sayılabilir.
Son sözüm ise keşke bu müzik dinleme egzersizi sırasında kafa rahatlamasının yanında bir de kilo verebilsek...
Bu karikatürde benden yanlış anlaşılmış şarkılara gelsin sevgili okurlarım.
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
Konuşmak istediğim konu başlıktanda anlaşılacağı gibi müzik. Sevdiğim bir sanatçının albümünü indirirken aklıma geldi.Ben neden bu kadını dinliyorum diye kendime bir sordum. Sonrasında aklımdan milyon tane neden geçti: Şarkıcının sesi güzeldir,şarkı güzeldir,şarkıcının kendisi güzeldir,sözleri sana dokunur...
Bu şekilde sebepler arttırılabilir ancak insanın ruh haline göre müzik zevki değişir fakat 360 derece dönmesine anlam veremiyorum. Tamam seni ne iyi hissettirecekse onu dinlemelisin bende öyle yaparım sonra kendime kızarım. Normalde metal müzik dinlerim ama bir anda club müziğe ya da R&B'ye dönerim. Şarkıların hepsi benim sevgilimmiş de onlara ihanet ediyomuş gibi hissediyorum bazı zamanlarda.
Özellikle duygusal şarkı dinlerken çok merak ediyorum.Dinlerken içimin bir kenarını sızlatan bu şarkıyı birileri yazdı ve belli ki bir olay geçti başından.O anda o kişiyi düşünüyorum,onun adına hüzünlenip "lan bu adama(kadına) bu kadar acı çektirilir mi" diye hayıflanmaya başlıyorum.Eminim ki bunu çoğunuzda yapıyorsunuzdur.
Bir de şöyle bir durum var ki şarkıcının anlatmak istediğiyle bizim anladığımız bazen uyuşmuyor fakat biz anladığımız şekilde onu sevmeye devam ediyoruz.Bıkana kadar o şarkıyı dinlemeye çalışıyoruz.
Belkide bazen anlayamadığımız ya da yanlış anladığımız bazı şeyler bizleri mutlu edip kendine bağlıyodur. Aynen her saniye dinlemek istediğimiz şarkı gibi.Bir süre bağımlısı olup bir an önce o şarkının hissettirdiklerinden ya da düşüncelerinden kendimizi kurtarmak istiyoruz.
Çoğu zaman şarkılar sadece notalardan ve sözlerden oluşan şeyler değil bir bakış açısı bir nevi zihin rahatlatma egzersizi olarak sayılabilir.
Son sözüm ise keşke bu müzik dinleme egzersizi sırasında kafa rahatlamasının yanında bir de kilo verebilsek...
Bu karikatürde benden yanlış anlaşılmış şarkılara gelsin sevgili okurlarım.
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
1 Kasım 2014 Cumartesi
Nedir Bu Arkadaş Dediğin Şey?
Öncelikle her yazıma başladığım gibi selamlar olsun size güzel insanlar.Umarım güzelliklerle dolu zamanlar geçiriyorsunuzdur. Bugün biraz farklı bir konu üzerinde durmak istiyorum izninizle.Düşündüğüm konuda arkadaşlık mevzusudur.
Yazılarımda arkadaşlarımdan çok bahsettiğimi farkettim.Bunun üstüne bu konu ile ilgili sizinle dertleşeyim bir şeyler konuşalım istedim.
Benim gibi ya da sizin gibi bazı insanlar için arkadaş çok önemlidir.Ailenden daha çok konuşup görüştüğün kişilerdir bir derecede.Bu insanlarla sohbet eder,saçmalar,eğlenir,kederlenir vb. bir sürü şey yapabilirsin.Ancak hiç düşündünüz mü? Nasıl bir arkadaş edinirsin ya da sokakta birini görünce "heeh tam benlik bir arkadaş bu" mu diyosun acaba? Bunun bir sınavı falan mı var benim ve sizin bilmediğiniz?
Bu arkadaş denen kişi çok gariptir sevgili okurlar.Yani biriyle tanışırsın ve ilk başta garipsediğin biri senin en yakın arkadaşın olur. Bazende dışardan çok düzgün görünen biriyle tanışınca arkadaş olamayacağını anlarsın.
Hep kendimden örnekler veriyorum ancak sizin örneğiniz olsa seve seve anlatmak isterim bilesiniz. Lisedeyken bir çok arkadaşım vardı.Samimiydik,güler,gezer,eğlenir,okuldan kaçardık ama şimdi bu insanlar nerdedir bilmem veya sokakta beni görseler selam verirler mi bilmem ancak hayatta tuhafıma giden konu bu değil.Üniversitenin ilk senesi servisle gidip geldim ve bu serviste edindiğim insanlarla hala konuşuyorum.Servisi bırakmam üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hemde... Ne zaman bir yerde görsem gider selam verir konuşurum ya da beni bir yerde görseler hemen gelirler.Peki lisedeki arkadaşlarla aradaki fark ne?Sadece sabah ve akşam gördüğüm bu insanlar ile bu kadar iyiyken diğerleri ile neden böyle olduk?
Kabul etmem lazım servisimdeki her bir insanlar gerçekten mükemmel ve sevimlilerdi.Hepsinide ayrı ayrı severim ve unutmadan burdan dayımgillere selamlar. Peki diğer arkadaşlarım bu kadar iyi miydi?
Anlatmak istediğim asıl mevzuya gelirsek insanların yaşı ilerleyim büyüdükce düşünceleri hayata bakışı mı değişiyor yoksa kurduğu ilişkilerde daha mı dikkatli oluyor? Bence bunların ikiside birbiriyle bağlantılı yani lisede kurduğun arkadaşlıkla üniversitedeki bir olmuyor tabi hepsi için geçerli değil bu dediğim çünkü liseden beri kopmamayı başardığım birkaç "dostum" var.
Uzun lafın kısası arkadaş dediğimiz şey ciddi ve üzerine oturup gerçekten düşünmek gerekiyor değerli okurlarım ya da okumayanlarım.
Değinmeden geçemeyeceğim bir konu ise elimden geldiğince her gün yazmaya çalışıyorum.Bir de ilk defa böyle bir şey yaptığım için kötü yazabilirim ya da saçmalayabilirim kusuruma bakmayın ne olur.Her türlü yapıcı-yıkıcı fikre açığım.Umarım okuyor ve bir şeyler yapmaya çalıştığımı anlıyorsunuzdur.Sonuçta her şekilde seviyorum sizi.
İyi geceler kötü dünyada iyi kalan veya görünmeye çalışan insanlar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
